10 Kasım 2011 Perşembe

Sonbahar Ölüm Mevsimidir!



Olmuyor,çoğu insan gibi bende sevemiyorum sonbaharı.Ağaçların yapraklarını döküp çırılçıplak kaldığı,çiçeklerin boyunlarını büküp solduğu,gökyüzünün güneşini yitirip içine kapandığı,kapkara bulutların gururluca boy gösterdiği,hüzünlü yağmurların şehirleri esir aldığı,yıldızların bir süreliğine gökyüzünden silindiği,her şeyin donuklaştığı,yazın tüm neşesinin bitip canlılığın kalmadığı bir mevsim,sonbahar…
Her şeyin canlılığını yitirdiği bir mevsimi insan zaten nasıl sevebilir ki ?
Yaz mevsiminin sıcaklığından,canlılığından,hareketliliğinden bir anda sıyrılıp sonbaharı yaşamak mümkün değil.Hele de insanoğlu için hiç değil.’’Değişmeyen tek şey,değişimin ta kendisidir.’’ ünlü bir söz mantıklıda ama insanoğluna tezat bir söz.Çünkü, insanoğlu bir anda gelen değişimlere ayak uydurmakta zorluk çeken ya da onları kabullenmeyen bir tür.İşte bu yüzden sonbahar gelince de insanın içini bir hüzün, bir kasvet, yaz mevsiminden ayrılmanın acısı sarıyor.Bir anlamda uyuşuklaşıyor,karmaşıklaşıyor insan.Ne isteyip ne istemediği ya da ne yapıp ne yapmayacağı konusunda karar veremiyor.Sonbahar,dengesini bozuyor insanın.Hani derler ya sonbahar en güzel aşkların bile sona erdiği mevsimdir.Yüreklerdeki sevgiyi,aşkı,umudu alıp götürür yerine hüznü,ayrılığı ve daha ne kadar tuhaf duygu varsa onları getirir bu mevsim.Kış mevsiminin sert ve soğuk havalarından bile daha acımasızdır sonbahar.Sahip olunan her şeyi yaprak dökümü gibi alıp götürür.Geriye yağmurları bırakır,insanların gözlerinden dökülen gözyaşı yağmurlarını…
Sinsi,acımasız,gurursuz,bencildir sonbahar.Diğer üç mevsim gibi değildir çok farklıdır,bunu da fark ettirir çevresindekilere.

Hırçın dalgaları kayalara sertçe vurduran bu mevsimdir.

Yağmurlara özgürlüğünü verip sağanak sağanak yağdıran bu mevsimdir.

Doğanın tüm neşesini kaçırıp,onları sessizliğe boğan yalnızlığa terk eden bu mevsimdir.

İnsanların yüreklerinden süzülen karmakarışık duyguların sahibidir bu mevsim.

Bu mevsimdir insanlara asık suratlılık yükleyen,onları kimsesizleştiren.

Yalnızlığın,sessizliğin,kayıtsızlığın mevsimidir sonbahar.

Sahi,hiç gördünüz mü sonbaharı seveni?
Ben,şimdiye kadar hiç rastlamadım..İnsanoğlu sevmez kendini hüzne boğan,yalnızlığa iten olağan durumları.

İşte böyledir sonbahar sevilmez,sevdirtmez de kendini.Ah ettirir insanları.Tüm canlılığını alır cansızlığa iter doğayı bir süreliğine.Bu mevsimin son zamanlarını yaşadığımız şu günlerde bile kim bilir belki birileri için yaşamın da son baharıdır.Kim bilir belki de bazıları için ölüm mevsimidir sonbahar…Belki de ölüm zamanı…

İrem Nazlınur ÇETİN

3 Ekim 2011 Pazartesi

Eski Ben Değilim Artık!

Aynaya bakmaya korkar oldum bu aralar.Bakıp da silüetimle baş başa kaldığımda neler olabileceğinin farkındayım.Kendimdeki değişiklikleri görmeye henüz hazır değilim,belki de hiçbir zaman hazır olmayacağım.Çoğu zaman çatışacağım yeni ben’imle.Ya da eski ve yeni ben’im arasında sıkışıp kalacağım.Veya herhangi birini tercih edeceğim kim bilir.Bunlar,gereksiz ayrıntılar.Aslolan hem bedenen,hem ruhen bir değişim yaşamış olmam.Ve,ben bu değişimin olumlu olduğunu düşünüyorum.Tüm olumsuzluklardan bir olumluluk(değişim) yaratabildiğim için de kendimle gurur duyuyorum.Çünkü,insanoğlu birtakım kalıplardan ya da kendisi için çizilmiş sınırlardan çıkıp da sahip olmak istediği değerleri yaratacak kadar gücü bulamıyor çoğu zaman kendinde.Sıkışıp kalıyor aklının odalarına.Değişim yaratacak kapıyı bulsa da sınırları aşıp da açamıyor o kapıyı.Kendini olduğu gibi kabul etmek zorunda kalıyor mutsuz olsa bile.Bende mutsuzdum- yani bir zamanlar-.Olumlu düşünemiyor,olaylara hep ters açılardan bakıyordum,ve hayata dair çarpıtılmış düşüncelerim vardı.Değişmek zordu,ama imkansız değildi.Kararlıydım,hem değişmezsem hayatımdaki bazı olaylar çıkmaza girebilir,beni mutsuzluğun en dibine depreyona hatta daha kötüsü intihara bile sürükleyebilirdi.Bir yerlerden başlamak lazımdı.Önce düzlüğe çıkmalıydım,sonra hayata farklı açılardan bakabilmeyi öğrenmeliydim.Profesyonel yardım almaya başladım.Uzun bir süreçti ama başarıyla tamamladım.Olaylara farklı ama doğru açıdan bakabilmenin,zor bir şey olmadığını gördüm.Ve,görüp anladıkça hayatı sevmek için büyük adımlar atmış oldum.Şimdi,geriye dönüp baktığımda ufacık ayrıntılar için hayatı kendime zehir ettiğim zamanlara gülüyorum.Kendimi bir hiç yerine koymuş.Özgüven kelimesini lügatımdan ve hayatımdan silmiştim.Amaçsızca yaşıyor,olup olmadık zamanlarda ani tepkiler vererek çevremdekileri kendimden soğutabiliyordum.Sahip olamadıklarım için boş yere kendimi üzüyor çoğu zaman ağlama krizlerine giriyordum.Hep,geceye akıtıyordum gözyaşlarımı.Geceydi benim dostum.Karanlıklardı.Şimdiyse gündüz vaktini seviyorum. Sabahları uyandığımda güneşin bütün sıcaklığı yayılıyor bedenime,pozitif enerjiyle doluyorum.Sahip olamadıklarım için üzülmeyi bıraktım,sahip olduğum insanlara onları ne kadar çok sevdiğimi söylüyorum.Keyif almayı ve çevremdekilerle mutlu olmayı öğrendim.Şimdi sorsalar hangi ben’i daha çok seviyorsun diye ? İnanın,yeni ben’i daha çok sevdim. Onun sayesinde yeni bir hayat arkadaşım da oldu.Adı ne biliyor musunuz ?
MUTLULUK.

İREM NAZLINUR ÇETİN

Ağustos 2011.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil.


Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.



Khalil Gibran.

30 Ağustos 2011 Salı

Cumhuriyet Güneşi-30 Ağustos Zafer Bayramı...


İşte bugün!
Evet,işte bugün kurtuldu bu topraklar düşman işgalinden.
‘’Geldikleri gibi giderler’’dedi Atatürk’üm,
Ve gittiler…
Azmin,kahraman Mehmetçiğin,bu ülkenin haklı zaferiydi 30 Ağustos.
Haklı mücadeleydi bu topraklar için dökülen kanlar,yılmadan savaşan ecdatlar,askerler,yüreği vatan sevgisiyle çarpan,cepheye mermi taşıyan analar…
Bayrak,dil,bağımsızlık ve onurlu Türk Milleti içindi bu kararlı haklılık.
Tarihte kim göstermiş böyle kahramanlık söyleyin.
Kim kanını toprağa katmış,vatan için hangi millet ?
Hangi millet,hangi ulus,hangi asker ?
Vatanı,toprağı,bayrağı,dili, için vermiş canını korkusuzca ?
İşte budur,Türk Askeri,Türk Milleti,Türk Komutanları…
İşte böyle korkusuz ve yüreklidir.
‘’Bayrağı,bayrak yapan üstündeki kandır.‘’ denmemiş boşuna.
Her bir kandır,bayrağa al rengini veren,her bir candır vatan toprağı uğruna,toprağa şehit olup düşen!
Her bir yürektir,yüreksiz ve soysuzlara karşı korkusuzca savaşan!
‘’Türk toprağı !
Kutlu olan sensin.Sana her şey feda olsun. ‘’ demiş Büyük Komutan Mustafa Kemal.
Ey,Mehmetçik !
Vatan toprağı için,feda ettiğin o kanlar helal olsun sana.
Ruhun şad olsun,bedenin huzur bulsun.
Ve Büyük Komutan,
Mustafa Kemal…
Senin eserindir bu ülke,
Ve daima öyle kalacaktır…
Cumhuriyet Güneşi,
Kendine çok ama çok iyi bak.
İZİNDEYİZ…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

TÜRK,ESİRLİK KABUL ETMEYEN BİR MİLLETTİR.




İREM NAZLINUR ÇETİN
30.08.10

28 Ağustos 2011 Pazar

Adı Yok Bu Şiirin Ve Sensizliğin...


Satırlar kayıp gidiyor ellerimin arasından,
Bir sır olup kayboluyor benliğim
Gözyaşlarım düşüncelerimin tercümanı oluyor
Yüreğim haykırıyor sensizliğe isyan edercesine..
Ruhum kifayetsiz kalıyor bu bedeni taşımaya,
Bedenimse titriyor bu ıssız gecede.
Kaleminden dökülenlerse yine kaderime…

İrem Nazlınur ÇETİN/31.10.09

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Jose Marti



AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM

Aynı yalınlıkla ölmek isterim.
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde.
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

Jose Marti.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Hayatın İnsana Verdiği En Büyük Armağan(Eski Yazılarımdan Birisi)


Hiç düşündünüz mü hayatın insana verdiği en büyük armağan nedir ? Bir çok şey satın alınabilecek tonlarca para mıdır ? Küçük ama gururlu mutluluklar mıdır ? Ya da bunların dışında insanoğlunu tatmin eden herhangi bir şey midir ? Bu sorulara cevabım belki çok farklı olabilirdi ta ki yaşadığım küçük bir olaydan sonra hayattaki en büyük armağanın ‘’Sağlık’’ olduğunu anlamama kadar.Evet,bu dünyadaki hiçbir şey sağlığımızdan önemli değil.
Daha birkaç gün önce gerçekleştiremediğim hayallerim için hayal kırıklığı yaşarken ya da sebepsizce aciz gözyaşları dökerken bugün yaşadığım olay bana hiçbir şeyin sağlıktan daha önemli olmadığını yıkılan her şeyin yeniden ayağa kaldırılabileceğini bunların gerçekleşmesi için de önce sağlıklı olmamız gerektiğini hatırlattı bana.Çünkü bugün yaşadığım olay bambaşkaydı ya da beni çok etkiledi bilemiyorum.

Parktaydım,karşımda felçli,küçük bir kız çocuğu annesi sayesinde birkaç adım atmaya çalışıyordu.Arkasındaki babası ise biraz mahzun ama mutlu bakışlarıyla onun adım atmasını seyrediyordu.Kim bilir, belki de o adımlar küçük kızın hayattaki ilk adımlarıydı…
Peki,düşünebiliyor musunuz o küçük kızın psikolojisini ? Çevresinde deliler gibi koşup oynayan onca çocuk varken o sadece birkaç adım atmanın mutluluğunu,bir o kadarda o çocuklar gibi koşup oynayamamanın burukluğunu yaşıyordu içinde.Peki ya annesi ve babası onlar.Onlar belki de kızlarının birkaç adımına bağlamışlardı o fani hayatlarındaki küçük mutluluklarını.Ya da belki bir sokak kedisinin açlığı kadar zavallı  hissediyorlardı kendilerini kızlarını iyileştirebilmek için ellerinden bir şey gelmediği için.
İşte ‘’o’’ anlar vardır ya.Hayatın en acımasız yönlerini ortaya çıkaran enstantanelerden biriydi o şahit olduklarım.İçimde bir şeyler koptu sanki.Allah’a şükür sağlıklıydım elim, ayağım,bütün uzuvlarım tutuyordu.O küçük kızın yaşadıklarını yaşamadım ben belki ama hem onun yerine koydum kendimi hem de yıllar önce ailemden bir insanın gözümün önünde eriyip gittiği aklıma geldi.
Daha 4-5 yaşındaydım.Tam olarak bile hatırlayamıyorum yaşadıklarımı.
Tek hatırladığım,büyükbabamın kanserden dolayı gittikçe yaşamdan kopuyor olmasıydı.O koskoca iri yarı adamı kanserin nasıl yiyip bitirdiğini gördüm.
Sıkça gidiyordum ziyaretine ve her gidişimde biraz daha yok oluyordu büyükbabam.O koskoca 2 metrelik adam o bembeyaz çarşaflı yatağın içinde gittikçe küçülüyordu.
Çok da geçmedi o bembeyaz çarşaf dedemin kefeni oldu.
Kim bilir bu kaybettiğim kaçıncı insandı hayatta ?
Geride kalmak,terk edilmek her zaman zordur.Ama önemli olan hayatta kalabilmek, kaybettiklerimizi de kalbimizde yaşatabilmektir.
Tüm kaybettiklerime…
Nefes aldığım  ve ‘’sağlıklı’’ olduğum her an sizi yaşatacağım,size ait olan kalbimde.

Hayatı sevmiyorum,ailemi seviyorum çünkü onlar benim hayatım…

İREM NAZLINUR ÇETİN