29 Aralık 2011 Perşembe

Yazmak ve Mutluluk Üzerine

Nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyorum aslında. Bu zamana kadar, kalemimi elime alıp mutluluğa ve yaşama sevincine dair satırlar yaz(a)mamıştım. Yazamayışım, mutlu olamadığımdan değil, mutluyken duygularımı satırlara dökemediğimdendi. Sanki bu beyaz, tertemiz sayfalar hüzünle ve acıyla kirletilmek, mutsuzluğa dair düşünceleri dile getirmek için vardı.
İçimde biriken onca duygu selini, önümde duran kağıtlara umutsuzca döküşüm her insan gibi beni de mutlu etmiyordu. Beni mutlu eden şey, yaşadıklarımın veya yaşayamadıklarımın içine biraz kurgu katıp onları yazma eylemine dönüştürmekti.
Şu bir gerçek ki; 19 yaşındayım ve bu yaşıma kadar yapabildiğim en olumlu şeyin, yazmak ve yazarak özgürleşmek olduğunu düşünüyorum.
Yazdıkça, özgürleşmekten bahsettiğim için bu yazıyı okuyanlar özgür olup olmadığım konusunda şüpheye düşebilir. Şöyle açıklayayım; Hiçbir zaman, ailesi ve çevresindeki insanlar tarafından kısıtlanan ve özgürlüğü elinden alınan bir birey olmadım. Tam tersi, kendi kendime çizdiğim sınırlarım vardı. Onları aşmak, hayatımda olup bitenleri sorgulamak ve planladıklarımı gerçekleştirebilmek için yazmaya başladım.
Yazımın başında, nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyorum demiştim, bu yazıyı  neden yazdığımı da. Ama artık biliyorum. Franz Kafka’nın babasına yazdığı mektupta bahsettiği gibi “Yazmak, özgür olmaya çalışmaktır.” bunu sonradan fark ettim. Ben, zaten özgürdüm ama yazdıkça daha da özgürleşiyordum ve bu özgürlük bana mutluluk olarak geri dönüt sağlıyordu. Çevremdeki insanları gözlemlediğimde de birtakım şeylerden mahrum bırakılmış ve birileri tarafından düşüncelerine kilit vurulmuş insanların mutsuz olduğunu ve hayattan hiçbir beklentileri olmadan yaşadığını gördüm. Yazmak eylemi, bir tür terapiydi benim için. Yazdığım şey her ne olursa olsun yazmaktan mutlu oluyordum.
Belki hüzünle doğdum, hüzünle yaşadım, hüzün kokan yazılar yazdım ve biliyorum hüzün dolu gözyaşlarıyla uğurlanacağım bu hayattan. Ama sanmayın ki geride bırakacağım hayat hüzün dolu olacak. Ben bütün hüzünlerimi bu yazıyla terk ediyorum…
Yüreğim fısıldıyor kulağıma; var mısın mutluluğa?
Kendimi olduğum gibi ifade edebildiğim için yazıyorum ve mutluluğa varım diyorum.
İREM NAZLINUR ÇETİN

25 Kasım 2011 Cuma

J.P.Sartre

Her türlü özlem kendinedir,
Her seste kendini dinler insan,
Bilinmeyen limanlara yelken açar,
Her gördüğünü kendi rengiyle boyar...
Her şehir bir büyük ruhun yansımasıdır,
Her gittiği yerde bir parçası kalır insanın,
İnsan kendi tahtına oturana kadar hep kayar,
Her basamak bir öncekinden daha yüksektedir...
Basamaklar bitince sonsuz düzlük sonsuzluğa uzar,
Her ses bir diğerinin yerine göre yer tutar boşlukta,
Dıştaki sınırların içinde kalanına varlığım der...
Kendinin çizmediği hiçbir sınır kendi değildir,
Her zaman kendi için başkalarına uzar,
Yanlış yerde arayan yanlış şey bulur,
Buğday başağından habersizdir,
Her gün kendi şafağını taşır.
Bilmediğiniz bir işi bildiğiniz birisiyle yapmaya kalktığınızda, bildiğiniz kişinin aslında bilmediğiniz birçok yönü olduğunu öğrenirsiniz...

Jean-Paul Sartre
 

10 Kasım 2011 Perşembe

Sonbahar Ölüm Mevsimidir!



Olmuyor,çoğu insan gibi bende sevemiyorum sonbaharı.Ağaçların yapraklarını döküp çırılçıplak kaldığı,çiçeklerin boyunlarını büküp solduğu,gökyüzünün güneşini yitirip içine kapandığı,kapkara bulutların gururluca boy gösterdiği,hüzünlü yağmurların şehirleri esir aldığı,yıldızların bir süreliğine gökyüzünden silindiği,her şeyin donuklaştığı,yazın tüm neşesinin bitip canlılığın kalmadığı bir mevsim,sonbahar…
Her şeyin canlılığını yitirdiği bir mevsimi insan zaten nasıl sevebilir ki ?
Yaz mevsiminin sıcaklığından,canlılığından,hareketliliğinden bir anda sıyrılıp sonbaharı yaşamak mümkün değil.Hele de insanoğlu için hiç değil.’’Değişmeyen tek şey,değişimin ta kendisidir.’’ ünlü bir söz mantıklıda ama insanoğluna tezat bir söz.Çünkü, insanoğlu bir anda gelen değişimlere ayak uydurmakta zorluk çeken ya da onları kabullenmeyen bir tür.İşte bu yüzden sonbahar gelince de insanın içini bir hüzün, bir kasvet, yaz mevsiminden ayrılmanın acısı sarıyor.Bir anlamda uyuşuklaşıyor,karmaşıklaşıyor insan.Ne isteyip ne istemediği ya da ne yapıp ne yapmayacağı konusunda karar veremiyor.Sonbahar,dengesini bozuyor insanın.Hani derler ya sonbahar en güzel aşkların bile sona erdiği mevsimdir.Yüreklerdeki sevgiyi,aşkı,umudu alıp götürür yerine hüznü,ayrılığı ve daha ne kadar tuhaf duygu varsa onları getirir bu mevsim.Kış mevsiminin sert ve soğuk havalarından bile daha acımasızdır sonbahar.Sahip olunan her şeyi yaprak dökümü gibi alıp götürür.Geriye yağmurları bırakır,insanların gözlerinden dökülen gözyaşı yağmurlarını…
Sinsi,acımasız,gurursuz,bencildir sonbahar.Diğer üç mevsim gibi değildir çok farklıdır,bunu da fark ettirir çevresindekilere.

Hırçın dalgaları kayalara sertçe vurduran bu mevsimdir.

Yağmurlara özgürlüğünü verip sağanak sağanak yağdıran bu mevsimdir.

Doğanın tüm neşesini kaçırıp,onları sessizliğe boğan yalnızlığa terk eden bu mevsimdir.

İnsanların yüreklerinden süzülen karmakarışık duyguların sahibidir bu mevsim.

Bu mevsimdir insanlara asık suratlılık yükleyen,onları kimsesizleştiren.

Yalnızlığın,sessizliğin,kayıtsızlığın mevsimidir sonbahar.

Sahi,hiç gördünüz mü sonbaharı seveni?
Ben,şimdiye kadar hiç rastlamadım..İnsanoğlu sevmez kendini hüzne boğan,yalnızlığa iten olağan durumları.

İşte böyledir sonbahar sevilmez,sevdirtmez de kendini.Ah ettirir insanları.Tüm canlılığını alır cansızlığa iter doğayı bir süreliğine.Bu mevsimin son zamanlarını yaşadığımız şu günlerde bile kim bilir belki birileri için yaşamın da son baharıdır.Kim bilir belki de bazıları için ölüm mevsimidir sonbahar…Belki de ölüm zamanı…

İrem Nazlınur ÇETİN

3 Ekim 2011 Pazartesi

Eski Ben Değilim Artık!

Aynaya bakmaya korkar oldum bu aralar.Bakıp da silüetimle baş başa kaldığımda neler olabileceğinin farkındayım.Kendimdeki değişiklikleri görmeye henüz hazır değilim,belki de hiçbir zaman hazır olmayacağım.Çoğu zaman çatışacağım yeni ben’imle.Ya da eski ve yeni ben’im arasında sıkışıp kalacağım.Veya herhangi birini tercih edeceğim kim bilir.Bunlar,gereksiz ayrıntılar.Aslolan hem bedenen,hem ruhen bir değişim yaşamış olmam.Ve,ben bu değişimin olumlu olduğunu düşünüyorum.Tüm olumsuzluklardan bir olumluluk(değişim) yaratabildiğim için de kendimle gurur duyuyorum.Çünkü,insanoğlu birtakım kalıplardan ya da kendisi için çizilmiş sınırlardan çıkıp da sahip olmak istediği değerleri yaratacak kadar gücü bulamıyor çoğu zaman kendinde.Sıkışıp kalıyor aklının odalarına.Değişim yaratacak kapıyı bulsa da sınırları aşıp da açamıyor o kapıyı.Kendini olduğu gibi kabul etmek zorunda kalıyor mutsuz olsa bile.Bende mutsuzdum- yani bir zamanlar-.Olumlu düşünemiyor,olaylara hep ters açılardan bakıyordum,ve hayata dair çarpıtılmış düşüncelerim vardı.Değişmek zordu,ama imkansız değildi.Kararlıydım,hem değişmezsem hayatımdaki bazı olaylar çıkmaza girebilir,beni mutsuzluğun en dibine depreyona hatta daha kötüsü intihara bile sürükleyebilirdi.Bir yerlerden başlamak lazımdı.Önce düzlüğe çıkmalıydım,sonra hayata farklı açılardan bakabilmeyi öğrenmeliydim.Profesyonel yardım almaya başladım.Uzun bir süreçti ama başarıyla tamamladım.Olaylara farklı ama doğru açıdan bakabilmenin,zor bir şey olmadığını gördüm.Ve,görüp anladıkça hayatı sevmek için büyük adımlar atmış oldum.Şimdi,geriye dönüp baktığımda ufacık ayrıntılar için hayatı kendime zehir ettiğim zamanlara gülüyorum.Kendimi bir hiç yerine koymuş.Özgüven kelimesini lügatımdan ve hayatımdan silmiştim.Amaçsızca yaşıyor,olup olmadık zamanlarda ani tepkiler vererek çevremdekileri kendimden soğutabiliyordum.Sahip olamadıklarım için boş yere kendimi üzüyor çoğu zaman ağlama krizlerine giriyordum.Hep,geceye akıtıyordum gözyaşlarımı.Geceydi benim dostum.Karanlıklardı.Şimdiyse gündüz vaktini seviyorum. Sabahları uyandığımda güneşin bütün sıcaklığı yayılıyor bedenime,pozitif enerjiyle doluyorum.Sahip olamadıklarım için üzülmeyi bıraktım,sahip olduğum insanlara onları ne kadar çok sevdiğimi söylüyorum.Keyif almayı ve çevremdekilerle mutlu olmayı öğrendim.Şimdi sorsalar hangi ben’i daha çok seviyorsun diye ? İnanın,yeni ben’i daha çok sevdim. Onun sayesinde yeni bir hayat arkadaşım da oldu.Adı ne biliyor musunuz ?
MUTLULUK.

İREM NAZLINUR ÇETİN

Ağustos 2011.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil.


Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.



Khalil Gibran.

30 Ağustos 2011 Salı

Cumhuriyet Güneşi-30 Ağustos Zafer Bayramı...


İşte bugün!
Evet,işte bugün kurtuldu bu topraklar düşman işgalinden.
‘’Geldikleri gibi giderler’’dedi Atatürk’üm,
Ve gittiler…
Azmin,kahraman Mehmetçiğin,bu ülkenin haklı zaferiydi 30 Ağustos.
Haklı mücadeleydi bu topraklar için dökülen kanlar,yılmadan savaşan ecdatlar,askerler,yüreği vatan sevgisiyle çarpan,cepheye mermi taşıyan analar…
Bayrak,dil,bağımsızlık ve onurlu Türk Milleti içindi bu kararlı haklılık.
Tarihte kim göstermiş böyle kahramanlık söyleyin.
Kim kanını toprağa katmış,vatan için hangi millet ?
Hangi millet,hangi ulus,hangi asker ?
Vatanı,toprağı,bayrağı,dili, için vermiş canını korkusuzca ?
İşte budur,Türk Askeri,Türk Milleti,Türk Komutanları…
İşte böyle korkusuz ve yüreklidir.
‘’Bayrağı,bayrak yapan üstündeki kandır.‘’ denmemiş boşuna.
Her bir kandır,bayrağa al rengini veren,her bir candır vatan toprağı uğruna,toprağa şehit olup düşen!
Her bir yürektir,yüreksiz ve soysuzlara karşı korkusuzca savaşan!
‘’Türk toprağı !
Kutlu olan sensin.Sana her şey feda olsun. ‘’ demiş Büyük Komutan Mustafa Kemal.
Ey,Mehmetçik !
Vatan toprağı için,feda ettiğin o kanlar helal olsun sana.
Ruhun şad olsun,bedenin huzur bulsun.
Ve Büyük Komutan,
Mustafa Kemal…
Senin eserindir bu ülke,
Ve daima öyle kalacaktır…
Cumhuriyet Güneşi,
Kendine çok ama çok iyi bak.
İZİNDEYİZ…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

TÜRK,ESİRLİK KABUL ETMEYEN BİR MİLLETTİR.




İREM NAZLINUR ÇETİN
30.08.10

28 Ağustos 2011 Pazar

Adı Yok Bu Şiirin Ve Sensizliğin...


Satırlar kayıp gidiyor ellerimin arasından,
Bir sır olup kayboluyor benliğim
Gözyaşlarım düşüncelerimin tercümanı oluyor
Yüreğim haykırıyor sensizliğe isyan edercesine..
Ruhum kifayetsiz kalıyor bu bedeni taşımaya,
Bedenimse titriyor bu ıssız gecede.
Kaleminden dökülenlerse yine kaderime…

İrem Nazlınur ÇETİN/31.10.09